Play Video

Kenger Dikeni

Evrim Kuran

“Hayatı seveceksiniz. her yönüyle, iyilik ve kötülükleriyle, pisliğiyle, fakat seveceksiniz. 

Suyunu, bağını, toprağını, kenger dikenine kadar her şeyini seveceksiniz.”

Enver Gökçe

Anadolu’da baharın müjdecisidir kenger. Bir tacı andıran mor çiçekleri Mayıs’ta coşar. Çiçeklidir çiçekli olmasına da, tacı hak etmiş her yaradılış gibi, o da dikensiz değildir. Yılın bu mevsimi, kenger toplamak için dağ eteklerine çıkan köylüler, gün boyunca büyük emek harcarlar. Demir çubuklarla toprağı eşer, üst kısmı dikenli olan kengeri bıçakla dikenlerinden arındırırlar. Kenger peşinde koşanların elleri bu yüzden nasır tutar. 

Kenger dağda ya da kırda kendi kendine yetişir. Her yabanıl varoluş gibi, güzelliğini de, sağlamlığını da, hırçınlığını da yetişme biçiminden alır. Ankara’da geçen çocukluk yıllarımda şehrin göbeğinde kenger topladığımızı, ilk büyümeye başladığı yeşil zamanlarında, dikenlerini soyup afiyetle yediğimizi dün gibi hatırlarım. Hala Ankara’nın orta yerinde kenger toplayan çocuklar var mıdır bilmiyorum ama kentsel dönüşüm sayesinde o çocukların en fazla youtube’da kenger videosu izleyebileceğini sanıyorum. 

Haziran ayından sonra sararmaya başlar kenger, artık yenmez hale gelir ama sürprizleri bitmez. Gövde bölümü kopartılarak kök kısmından sakız yapılır. Anadolu’da büyümüş kuşakdaşlarımın hayatlarında en az bir kez kenger sakızı çiğnediğine eminim. Çok sert bir sakızdır kenger ama bu sizi korkutmasın; sertliği dostluktandır. Doğal olduğundan dişlere çok faydalıdır; hem de çok güzel bir tadı ve çok hoş bir kokusu vardır. 

Derken kengerin çiçekleri olgunlaşır ve tohumlar oluşur. Bu tohumlar kurutulur ve kavrulur; ve içerken insanın burnuna yağmurla birlikte gelen taze toprak kokusunu taşıyan kenger kahvesi yapılır. Eski zamanlarda kıtlık olduğu vakit, halkın kahve ihtiyacını kenger kahvesi içerek giderdiğine rivayet edilir. İşte böyle yediverendir kenger. Dikenine rağmen. Ya da dikeninin yüzü suyu hürmetine…

Yabani bir ottur kenger; ama dikenine katlanmayı bilirseniz, hem tadıyla hem  rayihasıyla size yoldaş olur.  

Kenger gibi kentler vardır. Kırlarında ya da dağlarında insanları toplar. Kökleriyle, tohumlarıyla, gövdesiyle besler. Bütünüyle seversiniz; dikeni var diye bırakıp gitseniz de, ne tadını ne kokusunu belleğinizden silebilirsiniz. Ellerinizde nasırlar bırakmıştır o kentler. Nasırlarınızı seversiniz; ellerinizden vazgeçmediğiniz gibi, o kentlerden de vazgeçmezsiniz. 

Kenger gibi insanlar vardır. Kırda ya da kentte kendi kendilerine büyümüşlerdir. Güzelliklerini de, sağlamlıklarını da, hırçınlıklarını da yetişme biçiminden alırlar. Hem çiçeklilerdir; ve de çok sert. Dikensiz bahçeler vadetmezler. Varlıkta da kıtlıkta da, kökleriyle, tohumlarıyla, gövdeleriyle beslerler. Bütünüyle seversiniz; dikeni var diye bırakıp gidemezsiniz. Kalbinizde nasırlar bırakmıştır belki o insanlar. Nasırlarınızı seversiniz; kalbinizden vazgeçmediğiniz gibi, o insanlardan da vazgeçmezsiniz. 

Kenger, dikene rağmen sevmeyi hatırlatmaz bize. Dikeni ile sevmektir asıl marifet.