Play Video

Kırmızı Mürekkep

Evrim Kuran

 

Sosyolog Slavoj Zizek, 9 Ekim 2011’de Wall Street işgalcilerine Zuccotti Park’ta yaptığı konuşmasında bir hikâye anlatır:

Doğu Alman bir adamcağız Sibirya’ya çalışma kampına yollanmış. Mektuplarının sansür edileceğini bildiğinden, arkadaşlarına demiş ki: “Bir şifre bulalım. Eğer yolladığım mektup mavi mürekkeple yazılmışsa, söylediğim her şey doğrudur. Eğer kırmızı mürekkeple yazılmışsa, yalandır.” Bir ay sonra arkadaşları ilk mektubu almışlar. Mavi mürekkeple yazılmış. Diyormuş ki: “Burada her şey harika. Dükkânlar tıka basa yiyecek dolu. Sinemalarda Batı’dan gelen filmler gösteriliyor. Evler geniş ve rahat. Bir tek kırmızı mürekkep yok.” 

Tıpkı bizim memleket gibi. Batılı ülkeleri kıskandıracak barajlarımız, köprülerimiz, tünellerimiz, metrolarımız var. Tek eksiğimiz kırmızı mürekkep. Tek eksiğimiz gerçeği olanca çıplaklığıyla ifade edebileceğimiz bir dil ve bir alan.

Dilimize “gerçek-sonrası” ya da “gerçek ötesi” diye çevrilen post-truth çağında, yani doğruların, hakikatlerin, olguların önemini yitirdiği bir dönemde, en büyük ihtiyacımız gerçeğin kendisi. Dünyanın küresel bir köy haline geldiği, bilgiye erişimin saniyeler mertebesinde mümkün olduğu bugün, hakikate erişmek o kadar da kolay değil. Hele ki haber alma özgürlüğü konusunda karnesi zayıf olan ülkelerde, internette gerçeği bulmak da hiç kolay değil. Demokrasisi gelişmiş ülkelerde dijital okur yazar olmanız 21. Yüzyıl vatandaşı olmak için yeterli olabilir; ancak Türkiye gibi Dünya Basın Özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 157. sırada olan, 142 gazetecinin cezaevinde olduğu ve neredeyse her gün gazetecilerin mahkemelerde yargılandığı ülkelerde doğru bilgiye erişmek için okur yazar olmanız yetmiyor; sağduyu ile çeperlenmiş çok kuvvetli bir zihinsel filtreye ihtiyacınız var. 

Bu satırları yazdığım günlerde, ekonomik göstergeleri yorumlayanlara ilişkin yeni bir yasa hazırlandığı haberi düştü. Buna göre, ulusal ekonominin genel yapısına ve finansal göstergelere ilişkin yapılan haberler veya yazılardan dolayı da ceza alabileceksiniz. 

Bu yasa geçerse, önceki yıl bu zamanlar %20,8 olan genç işsizliğinin yılın bu döneminde %27,4l lük rekor bir seviyeye eriştiğini, önceki yıl %28,6 olan ne eğitimde ne istihdamda bulunan genç oranının yılın bu döneminde %30,1’e yükseldiğini herhangi bir mecrada okumanız imkânsız hale gelebilir.  

Türkiye’de, son 10 gün içinde üç ayrı aile siyanürle intihar etti. Bu yasa geçerse, bu intiharların sebebini ekonomiye değil ateizme bağlayan vicdan fukarası medya insan(!)larının sayısı artabilir. Kural koyucu, salgın hastalık gibi yayılan umutsuzluğu değil, siyanüre erişimi ortadan kaldırmakla uğraşırken tek bir insan bile gerçekleri arama hakkının peşinden gidemeyebilir. 

Geçtiğimiz günlerde, 1 yıl önce 11 yaşında kızı Rabia Naz’ı şüpheli bir biçimde kaybeden baba Şaban Vatan, evladının ölümünü incelemek amacıyla kurulan ve olayın gerçekleştiği Eynesil’e giden TBMM Araştırma Komisyonu’nun çalışmalarını olay yerinde takip eden gazeteciler ile birlikte gözaltına alındı. Anne, kucağında 40 günlük bebeğiyle (Rabia Naz’ın acısını dindirmeye gelen bebek Rabia Naz) birlikte ailesi için adaleti sosyal medyadan sağlamaya çalıştı. Ancak özgür bir basınla, erk sahibi sorgulanabilir, hesap vermeleri sağlanabilir. 

 

Hal böyleyken, bir süper kahraman bekleyecek vaktimiz yok.
İş başa düşüyor. Bireysel çabalarla ekonomiyi iyileştiremeyiz evet; ama klavye başından kalkabilir, pasif vatandaşlıktan aktif vatandaşlığa geçebilir, içinde yaşadığımız toplumu iyileştirmeye azımsanmayacak bir katkı koyabiliriz. Konda Aktif Vatandaşlık araştırmasına göre ülkemizde toplumun yüzde 53’ü, siyasete etki edemeyeceğini düşünüyor. Herhangi bir sivil toplum kuruluşuna üye veya gönüllü olma oranı ise yalnızca yüzde 18. Coğrafyanın kader olduğuna dair ezberlenmiş inançlarımızı bugün rafa kaldırıp, kendimize bizden başka kimsenin okumadığı mavi mürekkepli mektuplar yazmayı bırakabiliriz. 

Zizek, yazının başında bahsettiğim konuşmasının sonunda şunları söyler: Her şeyin mükemmel olduğu bir dünyada yaşamıyoruz. “Daha önümüzde uzun bir yol var. Cevap bekleyen pek çok zor soruyla karşı karşıyayız. Neyi istemediğimizi biliyoruz. Peki istediğimiz şey nedir?”

Hiç kullanılmamış bir yıl var önümüzde, yepyeni, gıcır gıcır. Belki gerçekten yeni bir yıl için ihtiyacımız olan ilk şey güçlü bir soru. Yeni yıla hazırlık sorusu: İstediğimiz şey nedir?